"Kilit Altındaki" Kadın Bedenini Yazmak:
Türkiye'nin çağdaş Bir Kadın Yazarından Bir çığlık-Roman
Argyro Mantoglou
Bibliothiki, 26 Mayıs 2006, sayı: 405
çeviren: Pınar Karababa


" Eğer Bedeni Sansürlersen,
nefesi ve sözü de sansürlersin"
Hélenè Cixous

Erendiz Atasü, yazılarında, söyleşilerinde ve tabii ki eserlerinde, cinsiyetin yaratıcılığı üzerindeki önemini reddetmeyen, tam tersine bunu kimliğinin ve eserlerinin niteliğinin temel taşı olarak gören bir Türk kadın yazar. özellikle onunki gibi kadınların baskı ve toplumsal kısıtlamaya maruz kaldığı bir ülkede kadın yazınının kadın bilincinin ilerlemesi için bir araç olarak görülmesi büyük bir önem taşıyor.


Eserlerinin merkezine kadın kimliğini ve kadının toplum içindeki konumunu oturtan Atasü, bedene yabancılaşmanın yıkıcı sonuçları ve duyularla duyguların dilinin sorgulanması üzerine yazıyor. Kadın deneyiminin basitçe kayda geçirilişiyle yetinmeyip, bir söyleşisinde "birçok dilde kadın bedeniyle, kadın cinsel deneyimiyle ilgili aşağılayıcı sözler ve tanımlar bulunuyor" diye belirterek dilin kışkırtıcı küstahlığını sınırlamak için bir çaba sarf ediyor. Böyle bir dil kullanımına karşı yazar yıllardır susturulmuş kadın cinselliğini tarif etmek için anlamın alışılageldiği gibi olumsuz kullanımlarını elemeyi bir görev biliyor.


Atasü için beden dünyayı kavramak için bir araç, fikirlerin ve tarihin aktarıcısı ve de dış dünyanın tahrik edici yapısının yeniden yapılayıcısı olarak baş role oturuyor. Aynı zamanda yazar, tarihin kadın bakış açısından anlatımı ve cinselliğin kadınsı bir dille tasvir edilmesi gibi zor bir rolü de üzerine alıyor.


Aynı söyleşide "Bir kadın edebiyatı kavramına sıcak bakıyorum. Bu kavramdan kadın hayatlarına tanıklık eden, ya da kadınlara özgü çileleri dile getiren anlatılardan çok, hangi konuyu işlerse işlesin, ataerkil kültürü sorgulayıcı bir bakış açısı benimsemiş yapıtları anladığımı vurgulamak isterim" diye belirtiyor.


Bedenin Kuşatılması
1995'te basılan ve İngilizce'ye çevrildiğinde İngiltere'de övgüyle karşılanan ilk romanı "Dağın öteki Yüzü"ndeki kahraman beden ve ruhu birbirine zıt kutuplardan oluşan iki ayrı bütün olarak gören ve bedeninin kendi isteğiyle kapatılmasının sonuçlarını yaşayana kadar bedenine yabancılaşan bir kadın.


Yetmişli yıllardan 21. yüzyıla kadar yaklaşık otuz yıllık bir zaman dilimine yayılan ve kahramanlarının yaşamlarını etkileyen önceki yıllarla siyasi mücadelelerin olduğu dönemlere geri dönüşler yapan "Bir Yaşdönümü Rüyası"nda Atasü, "kadın karakterin kişisel öyküsünün sancılı ilerleyişinin içinden ülkenin bedenine dokunmak" için uğraşıyor.


Yazar, Reşat Nuri Güntekin'in (1889-1956) "çalıkuşu" romanındaki Atatürk Devrimi yıllarının okuyucusunu büyüleyen efsanevi Feride karakterini alarak yarım yüzyıl sonrasına yerleştiriyor. Güntekin'in romanındaki Feride aşk hayatında hayal kırıklığına uğradıktan sonra, aşk üzerindeki taleplerinden vazgeçerek yaşamını kendi ellerine almaya çalışan bir genç kadın olarak dönemin Müslüman kadınının babaevinin koruyucu çatısından kendi özgürlüğü adına çıkışını simgeliyordu. Atasü ise Feride'yi bu sefer bir iç yolculuğa çıkartıyor. Hem kendi bedenini hem sevdiğinin bedenini kapsayan bu yolculuk içinde kendi hayatına dair erkek bedenleriyle, ailesinin ölmüş kadınlarının benleriyle ve de kendi cinselliğiyle barışık manevi kızı şirin'in bedeni ile yüz yüze geliyor. Tanıdıklarının "bedenyazısı" ile beraber sosyal ve politik sorunlara ve günümüzün aşırı özgürlük düşkünlüğünün getirilerine değinerek günümüz Türkiye'sinin bir mozaiğini de bize sunuyor.


Türkiye'nin Mozaiği
Roman, kahramanının yaşamının üç farklı döneminin anlatıldığı üç bölüme ayrılıyor. "Gençlik ve Geçmiş" başlıklı ilk bölümde çocukluk ve ergenlik yıllarından lisede edebiyat öğrettiği zamana dek Feride'nin geçmişi, karşı cinsle ve evliyken Feride'yle yasak aşk yaşayan Türkiye İşçi Partisi üyesi Ferhat'la ilişkisi resmediliyor. Feride daha sonra dul kalan Ferhat'la evlenecek ve Ferhat solcu dava arkadaşlarıyla bir çatışmada öldüğünde sevdiği adamın çocuğunu evlat edinerek anne rolünü üstlenecektir.


Birinci bölümde okuyucuya yetmiş kuşağından "kilit altındaki" bedenindeki bütün cinsel ilgisini tek erkeğe odaklamış, "yaşamaya ne kadar geciktiğini yavaş yavaş yaşadıkça öğrenen" bir kadının portresi sunuluyor. Kızıysa onun tersine farklı başlangıçlar yapacak ve hakkında hiçbir şey bilmediği duyguları tanıyacaktır.


Bedenin Sakarlığı
Feride aşk acısı çektiğine inansa da yaşadığı kayıptan ve tanıdığı diğer kadınların yaşam tanıklığından sonra durumunu "bedenin sakarlığı... duyuların yetersizliği" olarak tanımlayacaktır. Onun için cinsel tutku da açıklanamayan ve evlilikte dahi tatminsizlikle sonuçlanan bir deneyimdir.


Sonraki iki bölümde kadın karakterin olgunluk çağı ve ikinci eşi, Kürt kökenli Sedat ile evliliği yer alıyor. Yasadışı yollara başvuran Kürt muhalefetine,
baskıdan kurtulması ve tekrar Türkiye soluyla birleşebilmesi için
yardımcı olmak amacıyla aktif olarak çalışan kocası ile boşanmayla sonuçlanan ilişkisinin yanı sıra Feride'nin hastalığı da anlatılıyor.


Doksanlı yılların başında köktendinci harekete karşı mücadelenin damgasını vurduğu dönemde Feride sağlık sorunlarıyla uğraşırken bir yandan da hayatını yeni bir açıdan görmek ve çok istediği bağımsızlığına kavuşmak için mücadele ediyor.


"Vücudunu tanıyana kadar kimse yaşamış sayılmaz" dediği ellili yaşlarına geldiğinde eşcinsel bir genç yüzünden gecikmiş bir aşk acısı çektiğinde hayatın ve cinselliğin bir çok farklı algılanış biçimi olduğunu fark ediyor.


Roman esnek bir kurguyla, kadın karakterin ailesine yazdığı mektuplarla bölünen, kendisiyle yüzleşmesini sağlayan bir yapı içinde ilerliyor. Romanın örgüsü kahramanların bitmez tükenmez sırları arasında bir denge kuramayacak gibi görünse de tutkunun, acının ve düşün çırılçıplak bir içtenlikle tasvir edilmesi ve anlamları, öyküleri, hisleri aktaran anlatımlar öykünün işleyişini güçlü kılıyor. Karakterlerin yaptığı hiçbir hareket gelişigüzel değil, ne okşayan bir el ne bir baş hareketi ne de iç dünyadaki anlaşmazlıkları ve duyguları aktaran anlam yüklü bakışlar.


Atasü'nün kitabı kadınlığını onarmak isteyen bir kadının çığlık-romanı. Yazara göre kadınlık "duygulardadır...'' Beden bir bitki gibidir, onun dilinden konuşman gerekir... Kendi kuralları vardır.. "Oksijensizliğe üç dakika, susuzluğa beş gün, sevgisizliğe her gün tükene tükene bir ömür boyu dayanır... "

tasarım ve uygulama: tley
Erendiz Atasü'nün Özgeçmişi Erendiz Atasü'nün Yapıtları Erendiz Atasü'nün Türkçe Antolojilerde Yer Alan Yapıtları Erendiz Atasü'nün Çevrilmiş Yapıtları Erendiz Atasü'nün Yapıtları Üstüne Çalışmalar Erendiz Atasü'yle Yapılan Röportajlar Erendiz Atasü'nün Özyaşamsal Çalışmaları Erendiz Atasü'nün Kadın Edebiyatı Konusundaki Görüşleri İletişim Ana Sayfa